Milliyet Gazetesi - Meral Tamer"Ameliyattan 5 saat sonra levrek pişirdim"

meral4

Ameliyat saat 13.30’da başladı.15.50’de ayıldım. 17.30’da hastaneden çıktık. Öğlen yemek yememişim ya... Nasıl karnım aç ve güzel bir yemek burnumda tütüyor! Eve gelir gelmez Ayşegül Hanım’la mutfağa girdik

Sol göğsümde yıllardan beri uslu uslu oturan zararsız bir kitle vardı. Doktorum Meral Demirel, yeni saptanan “Yüzde 50 kanserli” kitle alınırken, onun da alınması gerektiğini söyledi. Riskli bir kitle görüldü ya, artık iyi huylu olan da “huy değiştirebilirmiş.”
Ameliyat günü (23 Şubat) hastaneye gitmeden önce ben yine Medica’daki mamografi odasındaydım. Daha doğrusu ameliyat orada başladı diyebilirim. Mamografinin patronu ve kanserli tümör avcısı Dr. Cihangir Karaarslan, sol göğsüme 2 ayrı yerden ince teller soktu ve sonografinin patronu Dr. Funda Sağın’la birlikte bu telleri mamografi aletiyle sıkça görüntülenmek suretiyle ilerleterek hem zararlı, hem de zararsız olan 2 kitleye ulaştırdılar. Ve böylelikle göğsümden çıkartılacak olan “yabancı maddeler”, telle çerçevelendi. Mesela riskli kitleyi çevrelemek üzere yola çıkan tel, göğsümde bir ileri biraz geri tam 8 santimlik yol aldı.
Bu işaretleme işleminin pek sevimli olduğunu söyleyemem, ama kitleye tam olarak ulaşmakta yüzde 100 garantili bir yöntem olduğuna kuşku yok. Tellerin ucu birer santim dışarda bırakıldı ki, meme cerrahı olan doktorum Meral Demir’e o noktalardan girecek ve telleri takip ederek emin adımlarla kitlelere ulaşacak.

Doktorla tek pazarlığım
Bu iş bitince doğru hastaneye gidip odamıza yerleştik. Yarım saat sonra  ameliyathanedeydim. Doktorumla tek pazarlığım, ameliyatta beklenmedik bir sorun çıkmazsa akşam eve dönmekti. “Ertesi gün sizi görmem, pansuman yapmam lazım, bir gece kalsanız” dese de “Ben size gelirim” diye ısrar ettim. Hastanede yatmaya, hasta psikolojisine girmemek için direndim galiba...
Ameliyat saat 13.30’da başladı. 15.50’de ayıldım. 17.30’da hastaneden çıktık. Öğlen yemek yememişim ya... Nasıl karnım aç ve güzel bir yemek burnumda tütüyor bilemezsiniz!
Eve gelir gelmez Ayşegül Hanım’la mutfağa girdik; kâğıtta domatesli levrekleri (Karaköy Balıkçısı’nınki gibi) hazırladım. Saat 19.30’da, yani anestezi altında 1.5 saatlik ameliyattan 6 saat sonra, Doğa (kızım) ve Osman’la (Ulagay) evde levreklerimizi afiyetle yiyorduk.
İlk günkü yazıyı “Beynimizin gücüne hayran kaldım ve 2 ay boyunca bu güçten epeyce yararlandım” diye bitirmiştim ya... Bu da ikinci örnek: Hastalık bizim evden içeri girsin istemedim. Her şey eskisi gibi devam etmeliydi... Zaten ediyor da... Hatta eskisinden daha da güzel, benim kendime daha fazla zaman ayırabildiğim yeni bir düzeni kurabileceğim umudunu bile taşıyorum.

Yemek sonrası aktiviteler!
Levrekleri yedikten sonra bendeki enerji daha da arttı. Bir hareketlilik ki, yerimde duramıyorum! Bir bahane bulup üst kata çıkıp iniyorum. Osman da Doğa da endişeyle seyredip sık sık müdahale etme gereği duyuyorlar.
- Napıyorsun anne! Doktor sana kolunu hareket ettirmeyeceksin demedi mi? Senin koltukları çekiştirip yerlerini değiştirmenin zamanı mı?
- Tabii ki değil kızım. Gözüme çarpık duruyorlar gibi geldi de...
- Tamam, çarpık duruyorlarsa söylersin ben düzeltirim. Nereye kalkıyorsun yine?
- Tuvalete gideceğim. (Az sonra) Doğaaaaa, gelsene lütfen. Şu şişenin kapağını açamıyorum.
- Yahu anne yaramaz çocuk gibisin. Doktor sol koluna herhangi bir güç vermeyeceksin; ağırlık kaldırmayacaksın demedi mi? Beş kiloluk su şişesinin kapağını açmaya normal zamanda bile gücün yetmiyor. Söylesene suyu ben sana  getireyim...
Ameliyat akşamı, yemekten sonraki 1 saatlik süre içinde Osman da, Doğa da şu karara varmışlardı: İkinci ameliyat olursa, beni mutlaka en az 1 gece hastanede yatıracaklardı...

6 seçenekli test sorusu
Benim neden öyle davrandığıma gelince... İnanın hâlâ tam çözebilmiş değilim. Test sınavlarındaki seçenekler üzerinden gidecek olursak:
a) Hayatımda daha önce 1 kez ameliyat olmuştum. O da 40 yıl önce. Kanser ihtimalini öğerendiğim andan beri çok sakin olmama rağmen, belki içten içe kaygılanmışımdır. Öyle ya bayılıp ayılamamak da var. Her şey bitince de kendimi kuş gibi hafif hissetmiş olabilirim.
b) Kitle iyi huylu çıksaydı, ameliyat sonrası doktorum mutlaka bunun ipucunu verirdi. “Patalojiyi bekleyeceğiz, sonuç 2 gün sonra çıkar” dediğine göre eve galiba kanserle dönüyoruz. Doğa da Osman da benden daha çok üzülecekler. Sürekli hareket halindeki Meral’i kanser hastası olarak görmek, onlara çok ağır gelecek. Onların daha fazla üzülmelerine fırsat vermemeliyim.
c) Ayıldığım halde anestezinin etkisi sürdüğü için doktorumun dediklerini duyduğum halde beynime kaydetmemiş olabilirim.
d) Evde bana ameliyatlı kolumla ne yapmamam gerektiğini birkaç kez hatırlattıkları halde aksini yapıyorsam, o kolumu sakınmam gerektiğine ilişkin tembih henüz beynime gitmemiş olabilir.
e) Anestezi, çoğu kişiyi pelte gibi yaptığ halde, beni birkaç saatliğine de olsa tam tersine hiperaktif yapmış olabilir. Ve ben, salt bu nedenle kendimi tutamıyor olabilirim.
f) Hepsi
Doğru seçenek galiba sonuncusu. Bu satırları yazdığım şu saatlerde buna ikna oluyor gibiyim.

Yoksa gizli solak mıyım?
Doktorum Meral Demirel “15 gün kolunu kaldırma- yacaksın, bir yere uzanmayacaksın, ağır bir şey taşımayacaksın” demişti. Bunları içselleştirmem 2 gün sürdü; o süre zarfında kızımın önerisi üzerine kolumu bir eşarpla bedenime sabitlemekten başka çare bulamadık.
Bu kol oynatmama vaziyetini benimsedikten sonra ise hiç aksatmadan titizlikle uyguladım. Alman disiplinim, başka türlüsüne izin vermezdi zaten.
Yahu meğer ben ne çok işimi sol elimle yaparmışım? Yakın arkadaşlarımdan “Yoksa sen gizli solak mısın? Annen seni sağ elinle yazmaya zorlamış olabilir mi?” diyenler bile oldu.
Kanser karşısında gösterdiğim hayret verici soğukkanlılığın ardından, hastalık sürecinde kendimle ilgili ikinci keşfim de bu oldu. Yarı solak olduğum halde bugüne kadar fark etmemiş olmam bile mümkün. Dişimi sol elle fırçalarmışım. Kapıları sol elle açarmışım. Çantamı sol elimle taşırmışım. Üüüf! Ne doğru dürüst dişimi fırçalayabiliyorum, ne kavanozları açıp kapatabiliyorum...
En kötüsü de otomobile binmek. Hem kapıyı açamıyorum; hem de yolda giderken ameliyat yerlerim çok acıyor. Doktorum “Çok sıkı sütyen giy, hatta gece de çıkarma” demişti. Yeni bir sütyen alıp askılarını neredeyse nefes alamayacak kadar kısalttım; ama bana mısın demiyor...
Sırf bu yüzden bile ameliyat gecesi hastanede kalmak fena fikir olmayabilirmiş. Ertesi sabah pansumanımı yaptırırken göğsümdeki 2 ayrı ameliyat yeriyle de ilk kez müşerref olup, sonra taburcu olunabilirmiş.

© 2019 MEDICA Tıp Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır