Milliyet Gazetesi - Meral Tamer "Bu hastalığa sansür niye?"

Kanseri konuşmanın moral bozucu olduğuna kuşku yok. Doğum günümden 36 saat önce hastalığımdan haberdar olduğum halde, arayanları yanıtlarken ‘kanser’ kelimesinin ağzımdan bu kadar kolay çıkıvermesini başlangıçta yadırgamadım. Ama tepkilerinden anladım ki bende bir tuhaflık var...

19 Şubat Cuma, benim doğum günümdü. Yeni yaşıma yüzde 50 kanser ihtimaliyle girdim. 36 saat öncesine kadar bihaber olduğum yepyeni bir durum. Sabah gözlerimi açtığımda ne düşüneceğimi bilemediğim için yatakta öylece kalakaldım. Ve birden fark ettim ki kendime 3. şahıs gibi dışarıdan bakıyorum; bu soğukkanlılığımı hayretle karşıladım.
Yazı günüm değildi ama Anadolu Endüstri Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ve ekibinin, yeni enerji yatırımlarını anlatacakları toplantıya katılacağımı bildirmiştim.
Söz namustur. Annem öyle öğretmişti. İki elin kanda olsa gideceksin. Kaldı ki o gün yazı günüm olmasa da ertesi gün hem yazı yazacağım, hem de konuklarıma yemek pişireceğim...
Ayrıca Anadolu grubunun toplantıları, diğer büyük grupların çoğundan farklıdır. Diğer toplantılarda gazetecilerin tamamı geldikten sonra patron salondaki yerini alır. Bunu bildiğim halde ben Alman disipliniyle toplantıya tam saatinde gitmekten kendimi alıkoyamam. Ve 25-30 dakikalık bekleme süresini, benden çalınmış zaman olarak görürüm.
Özilhan ise hepimizden önce gelip bizi karşılar. Onunla ayaküstü sohbet bile fevkalade ufuk açıcıdır. O gün de farklı olmadı. Önce TÜSİAD’ı ve siyaseti, ardından enerjide Türkiye’nin ve Anadolu grubunun durumunu konuştuk. Doyurucu bir toplantı oldu. Epey not tuttum ama yazamadım. Zaten ondan sonra da hiç yazamadım...

uyy

Öneri Osman’dan geldi?
Öneri Osman‘dan (Ulagay) geldi: “Bu süreci daha az stresli geçirebilmen için yazılara biraz ara versen?”
Bazen insanın neye ihtiyacı olduğunu karşısındaki daha iyi görüyor. Özellikle de bu tür durumlarda... Doğum günümü kutlamak üzere Doğa (kızım) ve Osman’la yemeğe çıktığımızda gelen bu öneriyi derhal benimsedim. Ve pazar günkü köşemde, Anadolu Endüstri Holding’in enerji yatırımları yerine kısa bir anons çıktı: “Yazarımız Meral Tamer, yazılarına 1 hafta ara verecektir.”
“1 hafta” dediğim halde neden 2 ay 1 hafta yazamadığıma gelince...
Tümörün iyi huylu çıkacağını mı bekliyordum?
Yooooo... Çünkü doktorum daha birinci dakika bana “Yüzde 50 kötü huylu” demişti. Genelde kötü haber, alıştıra alıştıra söylenir. Dolayısıyla benim ilk andan itibaren beklentim, göğsümdeki kitlenin kanserli çıkacağıydı.

Neden 1 hafta izin?
Peki öyleyse neden sadece 1 hafta izin istedim?
Ameliyat salı günüydü. Düşündüm ki 3-4 gün istirahat ederim. Pazar günü yeniden yazmaya başlarım. 3 hafta sonra muhtemelen bir ameliyat daha var ama kanserle tanışmanın ilk sarsıntısını atlattıktan sonra, 2. ameliyatı yazılarımı aksatmadan da geçiştirebilirim!
Planım buydu. Ne var ki gazetedeki o anonsun sonuçlarını hesap edememiştim.
Osman, herhangi bir rahatsızlığı olduğunda kimseye söylemeden geçiştirmeye çalışır. Hatta mümkün olsa oğluna ve bana bile söylemeyecek! Her zaman laflarını tartarak konuştuğu için de bunu mükemmel başarır. Ayrıca, hastalığının detaylarını öğrenmeye de çalışmaz.
Ben ise sadece hastalıkta değil, her konuda bana sorulan her soruya net ve açık yanıt vermeye kendimi mecbur hissederim nedense; dahası Osman’ın tam aksine lafımı fazla tartmadan aklıma geldiği gibi konuşurum. Yerine göre patavatsız bile sayılabilirim.

Hastalığımı saklamayacağım
Osman’ın ilk eğilimi, bu meselenin fazla kimseye duyurulmamasıydı. Kanseri konuşmanın moral bozucu bir yanı olduğuna da kuşku yok. Aslında ben de kanseri konuşmak istemiyordum; ama yüzde 50 kanser ihtimaliyle ameliyat olacaksam, karşımdakilere hiçbir şey yokmuş gibi de davranamazdım.
Zaten pazar sabahı gazetedeki izin anonsu üzerine peş peşe gelen birkaç telefon, benim bu 2 aylık süreci nasıl geçireceğimin ilk ipuçlarını da verdi.
Alman Lisesi’nde yıllarca aynı sınıfta okuduğumuz çocukluk arkadaşım Prof. Burhan Şenatalar ve son yıllarda iyice artan yemek pişirme hobimin bana kazandırdığı yeni arkadaşım Prof. Arman Kırım peş peşe arayarak, aynı soruyu sordular:
- Hayrola bu ne izni? Anonsta tatil falan da yazmıyor?
- Salı günü ameliyat olacağım.
- Hasta falan değildin ki... Ne ameliyatı bu?
- Kanser ameliyatı galiba; yıllık rutin kontrolde göğsümde şüpheli bir kitle tespit edildi.

‘O kelimeyi ağzına alma’
Ağzımdan kanser kelimesinin bu kadar kolay çıkıvermesini başlangıçta yadırgamamıştım. Ama sonraki günlerde arayan onlarca eş dost ve arkadaşlarımın ben kanser deyince verdikleri tepkiden anladım ki bende bir tuhaflık var. Normal olmayan onlar değil, benim.
Genel yaklaşım şuydu: “Ne münasebet canım, aman aman o kelimeyi ağzına bile alma!”
Neden almayayım? Kolesterol, reflü, bel fıtığı, kalp krizi ya da by-pass rahatça konuşulurken, kanser neden tabu olsun? Kansere sansür niye? Karşımızdakine geçebilecek sarılık, zatürre, verem gibi bulaşıcı hastalıkları bile kanserden daha kolay telaffuz ediyoruz. Bu durumda bir tuhaflık yok mu sizce?
Daha önce kanser konusuyla ilgilenmediğim için diğer toplumların davranışları nasıldır bilmiyorum. Mesela daha ilk tanıştığı kişiye çocuğundan köpeğine, tüm ailesinin fotoğraflarını gösteren bir Amerikalı ya da rafine bir Finli veya günümüzün yükselen değeri Çinli kanser olsa bizim toplumdakine benzer şekilde, hastalığını kendisine bile telaffuz etmeye korkar mı? Bitmedi; İtalyanların, Rusların, Japonların kültüründe kanser nasıl dillendiriliyor? Bu konuyu çok merak etmeye başladım; en kısa zamanda araştıracağım.

© 2019 MEDICA Tıp Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır