Milliyet Gazetesi - Meral Tamer "Kanser olduğumu öğrenince ilk ne düşündüm?"

mer

Alınan 2 kitleden biri iyi huylu, diğeri de kanserliydi... Ve derin düşüncelere daldım... Ben kanser mi oldum yani şimdi? Neden geldi de beni buldu? Hayat çok güzel. Evim bana göre çok güzel. Keyifle yaşıyorduk. Hay Allah! Bundan sonra hayat nasıl devam edecek?
Her şeyden habersiz kontrole gittiğimde Semiha Baban-Yaşar Kemal çiftine rastlamıştım. Semiha 3 gün sonra “Neyin var?” diye aramış; “Yüzde 50 kanser” yanıtını alınca da, “Eh  bu yaştan sonra da kızamık olacak halimiz yok” demişti. O günden beri bu cümleyi tekrarlıyorum.

25 şubat Perşembe. Ameliyatın 2 gün sonrası. Saat 15.00’te Dr. Meral Demirel’le randevum var. Osman’la (Ulagay) birlikte patolojinin sonuçlarını öğrenmeye gideceğiz. Son 1 haftadır hayatımızda olan “Yüzde 50 kanser” ihtimali, herhalde yüzde 100’e dönüşecek. Beklentim bu yönde; ama gizli-gizli küçük bir umudum da yok değil laf aramızda. Ailem, arkadaşlarım, gazetemizin ekonomi servisindeki çalışma arkadaşlarım, sekreterim, dostlarım, gazete anonsundan olayı öğrenen tanıdıklarım... Hep birlikte doktorumun ağzından çıkacak birkaç kelimeyi bekliyoruz.
Sonucu alır almaz ben Doğa’yı (kızım), yakın arkadaşım Tijen’i (Mergen) ve (sekreterim) Alev’i arayacağım; diğerleri de onlardan öğrenecekler. Ayrıca bu irtibat ağı dışında kalan birçok arkadaşım da akşamüstü doğrudan beni arayacak.
Osman ve kızımla birlikte 2 ameliyatımda da hastanede yanımda olan Füsun’u (Eczacıbaşı) aramama gerek yok. O durumu Meral hanımdan öğrenecek. Zaten 5 yıl önce ilk kez Meral Hanım’a gitmeme vesile olan da o.

Önce KAGİDER, sonra doktor!
Sabah yine hayret verici bir soğukkanlılıkla yataktan kalkıp, Kadın Girişimciler Derneği KAGİDER’in aylık kahvaltılı toplantısına gittim. Konu Türkiye’de kadın istihdamının nasıl artırılabileceği; konuşmacı Prof. Ahmet İnsel. 1 haftalık izinden sonra pazara yazılarıma yeniden başlayacağım ya... Sayfalar dolusu not tuttum; hatta not tutarken yazıyı kafamda kurguladım bile... Ama sizler okuyamadınız; çünkü ben yazamadım.
Öğlen Osman’la Medica’nın 2 sokak ötesindeki Zazi’de buluşup, sakin-sakin yemeğimizi yedik. Ama ikimizde de birbirimize hissettirmemeye çalıştığımız bir gerginlik vardı tabii. Doktorum ne diyecek?

Doktor sonucu açıklıyor
Ve sevgili doktorum diyeceğini dedi. Alınan 2 kitleden biri, tahmin edildiği gibi iyi huylu, diğeri de kanserliydi. Patoloji süreci hâlâ devam ediyordu. Ama ilk bulgulara göre benim tümör, çoğu meme kanseri vakalarında karşılaşılan türdendi. Fazla agresif değildi. Ne var ki “invasive” (yayılmacı) karakterliydi.
İkinci ameliyatla koltuk altı açılacak, kanserli hücrelerin tümörden koltuk altına doğru ilerleyecekleri yol üzerindeki ilk lenf alınarak ameliyat esnasında biyopsi yapılacaktı.
Eğer kanserli hücreler ilk lenfe ulaşmamışlarsa, tek lenf alınmış olarak koltuk altı kapatılacaktı. Alınan ilk lenf temiz çıkmazsa, sonraki lenfler sırasıyla teker teker alınıp, her seferinde biyopsi yapılacaktı. Taa ki temiz lenfe ulaşılıncaya kadar...
En kötü seçenek ise doktorumun ameliyat sırasında yüzde 100 güvenli görmediği dondurma yöntemiyle yapılan biyopsinin bizi yanıltması ve temiz olduğu varsayılan ilk lenfin, laboratuvardaki patolojide kanserli hücreler içermesiydi.
Meral Hanım ertesi gün Amerika’ya gidiyordu ve 2 hafta yoktu. Ameliyat yerlerime yeniden baktı: “Mükemmel! Hiçbir sorun yok.” Bu arada ben de sol kolumu kullanmamayı öğrenmeye başlamıştım.

Kanserle baş başa kalınca...
Beklenen haberi aldıktan sonra Osman yürüyüşe gitti. Ben eve gelip kendime bir kahve yaptım; bir de sigara yaktım. Salondaki en sevdiğim kanepeye kuruldum (o kanepenin yastıkları, oturanı kucaklar); ayaklarımı sehpanın üzerine uzattım. Ve derin düşüncelere daldım... Ben kanser mi oldum yani şimdi?

Neden geldi de beni buldu?
10 gün önce her şeyden habersiz, rutin kontrol için Medica’ya ilk gittiğimde, Semiha Baban-Yaşar Kemal çiftine rastlamıştım. Semiha 3 gün sonra izin anonsunu görünce pirelenerek “Neyin var?” diye aramış; “Yüzde 50 kanser” yanıtını alınca da, “Eh Meralcim, bu yaştan sonra da kızamık olacak halimiz yok” demişti. Birlikte gırgırımızı geçmiştik. O günden beri her yeri geldiğinde Semiha’dan aparttığım bu cümleyi tekrarlıyorum.

Hayat nasıl devam edecek?
Bahçeden kuş sesleri geliyor. Şubat sonu, ama hava pırıl pırıl. Güneş, gelin gibi pencereden içeri süzülüp, itinayla seçtiğim akçaağaç parkeleri yalayarak ayaklarıma uzanıyor. Hayat çok güzel. Evim bana göre çok güzel. Dilediğim gibi mimarlık yapamamıştım, ama nihayet dilediğim gibi bir ev yapabildim kendime. Şimdi de keyifle yaşıyorduk bu evde. Hay Allah! Bundan sonra hayat nasıl devam edecek? Kanser hastası bir Meral’le yaşamak, Doğa’yı ve Osman’ı kim bilir ne kadar üzecek?
İyi de benim en ufak bir ağrım-sızım yok ki... Ameliyattan önce de yoktu, ameliyattan sonra da yok. Dışarıdan bakıldığında sapasağlam görünüyorum. Tamam şu sıralar sol kolumu hareket ettirmemeye çalışıyorum, bir de evden çıktığım zaman, İstanbul’umuzun köstebek yuvası yollarında araba zıpladıkça, ameliyat yerlerim çok acıyor, ama onlar geçici.

Bir kahve - sigara içimlik
Madem ki kendimi hasta hissetmiyorum; gücüm-kuvvetim yerinde. Sevdiklerim de yanımda. Ne kadar vaktim kaldıysa, onu hep birlikte en keyifli biçimde geçirmeliyiz!
Bütün bunları bir kahve-sigara içimlik sürede düşünüverdim ve bitti. Şu beynimizin gücü ne müthiş değil mi? Güneş hâlâ ayaklarımı okşamaya devam ediyor...
Bu kanser meselesi ortaya çıktığından beri gözümden tek damla yaş akmış değil. Kendimi tanıyamıyorum. Bu olayı nasıl bu kadar soğukkanlılıkla karşılayabildiğime hâlâ inanamıyorum.

Metastaz taramaları
Doktorum kesin sonucu bildirip Amerika’ya giderken bana bir sürü ev ödevi verdi. Mememdeki kanserli hücrelerin metastaz yapabilecekleri yerler akciğer, üst batın (karaciğer, böbrekler, karın bölgesi) ve kemiklermiş. Gerçi akciğer röntgeni çekilmişti, ama ayrıntılı akciğer tomografisi gerekliydi. Üst batın için ultrasonografi, kemikler içinse damardan radyoaktif madde verilip 2 saat bekledikten sonra sintigrafi yapılacaktı.
Haaa, bir de istersem bağırsaklarım için kolonoskopi yaptırabilirdim. Gerçi memedeki kanserli hücrenin bağırsaklara sıçraması söz konusu değildi; ancak madem ki bugüne kadar hiç kolonoskopi yaptırmamıştım ve “Yüzde 50 kanser” lafını ilk duyduğum anda “Acaba başka nerelerimde var?” diye bir endişemi dile getirmiştim, öyleyse ilk fırsatta baktırmakta yarar vardı.
Anlayacağınız, ertesi günü ben yine Medica’da geçirdim. Tetkiklerin bir bölümü için sabah aç karnına gitmem gerekiyordu. Deniz (Alphan) sabah bana destek vermeye gelmişti. Tetkiklerin ilk bölümünün ardından Medica’nın kış bahçesinde keyifli bir kahvaltı ettik. Sonra Deniz’i gazeteye yolladım ve ben Medica’daki “mesaime” devam ettim...

© 2019 MEDICA Tıp Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır