Milliyet Gazetesi - Meral Tamer "Kemo, aslında Memo ya da Selo gibi bir şey!"

MD

Bu yazı dizisine başladıktan sonra anladım ki, yıllardır kanserle mücadele edenler için kemoterapi hayli sevimli bir yaratık; hayat kurtarıcı. Zaten adı da kemoterapi değil, Kemo! Ancak, saçlarımın dökülecek olma ihtimalini düşündükçe benim dünyamı karartıyordu Kemo... Tam kadınca bir tepki!..

Hastalığımla ilgili olarak ‘kemoterapi’ kelimesini ilk telaffuz eden ve tüylerimi ürperten, sevgili arkadaşım Füsun (Eczacıbaşı) oldu. Beni meme cerrahı Dr. Meral Demirel’le tanıştıran da zaten oydu biliyorsunuz... Bu denli erken tanıyı, bir bakıma Füsun’a borçluyum. Her ne kadar o, kanser olduğu daha geç bir evrede ortaya çıkan bir arkadaşına hayıflanarak “Ben kaç kişiye söyledim; ama beni dinleyen sen oldun” dese de... Evet ben, Füsun’un önerisini havada kaptım ve yıllık meme kontrollerini, jinekolojik muayeneden ayırdım. Ama o söylemeseydi, aklımın ucundan bile geçmezdi.

Kemoterapi mi dedin?
Füsun, benim meseleye, benden daha fazla hâkim. İlk ameliyatın ardından kanser olduğum kesinleştiğinde doktorum bana, kemoterapi ihtimalinden hiç söz etmemişti. Ama aynı akşam Füsun arayıp da kemoterapi demez mi? Yüzde 5 gibi küçük bir ihtimalle de olsa kemoterapi de gerekebilirmiş.
Nasıl yani? Ne münasebet! İkinci ameliyata kadar kendimden uzak tutmaya çalıştığım tek düşünce buydu. En temel nedeni de saçlarım. Saçlarımın dökülecek olma ihtimalini düşündüğümde, dünyam kararıyordu. Tam kadınca bir tepki. Herhalde kanser olan erkeklerden çok azının ilk düşündüğü saçlarıdır!

Saç kazıtan erkekler
Tabii bu arada doktorum Meral Hanım’a hesap sormaktan da geri durmadım:
- Füsun’a kemoterapiden bahsetmişsiniz. Bana neden hiç söz etmediniz?
- O sordu; ben de küçük bir olasılık da olsa, gerekebileceğini söyledim. Eğer lenflere sıçramışsa...
Diyecek bir şey yok. Salt kel kalma kaygısıyla da olsa kemoterapi endişesi, gündemime girmiş durumda. Keşke ben de saçlarını her gün kazıtan, önlerinde koskoca bira göbekleriyle dolaşan, güzel, çirkin her yaştaki erkekler gibi rahat olabilsem... Ama ne mümkün! Varsa yoksa saçlarım. Zaten saçlarımı oldum bittim pek severim.

Onkoloğumla ilk tanışma
2. ameliyatımı dün ayrıntılı yazmıştım: Anesteziden zor ayıldım. Başlangıçta ürtiker zannedilen bir ilaç alerjim oldu. Ama bunlar tali unsurlar. Lenflerim temiz çıktı ya... Hepimiz deriiiin bir nefes aldık.
Tam kemoterapi gündemden düştü diye sevinirken, Dr. Meral Demirel’in beni gönderdiği onkolog Prof. Dr. Gökhan Demir’le daha ilk görüşmemizde, kemoterapi yine karşıma çıktı.
California’da 2007’den beri memedeki kanserli tümörler için özel olarak yapılan, Oncotype dx diye bir gen testi varmış. Bu testi yaptırdığım takdirde, 2 mememin de genetik yapısıyla ilgili ayrıntılı bilgi edinilebilir, bana özel bir tedavi uygulanabilirmiş. En önemlisi de kanserli tümörün nüksetme olasılığının yüzde kaç olduğu anlaşılacak ve gerekirse kemoterapi yapılacak! Bundan sonraki hayatımda, önce her 3 ayda bir, 2 yıl tamamlandıktan sonra da her 6 ayda bir görüşeceğimiz değerli onkoloğum Prof. Demir’in bana ilk önerisi bu.

Saç düşmanı kemoterapi
Saç düşmanı kemoterapi yine çıktı karşıma. İhtimal düşük, ama pekâlâ mümkün! Sonuç, 10-12 gün içinde belli olurmuş. Benim minik tümörün (mamografide 3-4 milim görülmüştü; 5 gün sonraki ameliyatta 6 milim çıktı) uygun kesitlere bölünüp California’ya gönderilmesi 2-3 gün sürdü. Ve bendeniz, hiçbir eğlenceyi, yemek davetini, konseri kaçırmasam da, tepemde Demokles’in Kılıcı gibi sallanan kemoterapi tehdidiyle 15 gün yaşadım. Test sonucunun gelmesi 2 gün uzayınca, ben artık başka hiçbir şey düşünemez olmuştum.

Kemoterapi yok!
Sonunda California’dan haber geldi. Tekrarlama riski düşük, kemoterapiye gerek yok!  Hemen telefona sarılıp Füsun’u aradım: “Kemoterapi yok. Saçlarım dökülmeyeceği için havalarda uçuyorum!”
Füsun’dan yanıt: “Saçların benim umurumda değildi. Benim derdim saçlarını döken kemoterapinin, vücudunun görmediğimiz yerlerinde yapacağı tahribattı. Neyse gözümüz aydın!”
Yahu kız yerden göğe haklı. Nasıl bu kadar mantıksız olabilirim? Ama yine de bende bir neşe ki sormayın gitsin: Saçlarım dö-kül-me-ye-cek. İnanın tek derdim bu! Ameliyat yerlerimin acısı, sırtımdaki kaşıntı ve kızarıklık, bir önceki ameliyattan turp gibi çıkmışken bir sonrakinde verilen ilaçların yaptığı alerji, göğsüme verilen radyoaktif opak maddenin iğne yerlerinin, en ufak bir sarsıntıda içimi cız ettirecek ölçüde yanması... Hiçbiri, saçlarım kadar önemli değil. Bu yazdıklarımı da sanırım ancak kadınlar anlayabilir.

SEVİMLİ YARATIK KEMO
Yazı dizisine başladıktan sonra okurlarımdan adeta yağan e-postalar arasında şu soruya da sıkça muhatap oluyorum. “Dizinin bitmesini beklemeye sabrımız yok; Kemo oldun mu haber ver!” Özellikle kanser hastası okurlarımın merak ettiği bir konu bu. Ben de teker teker hepsine yanıt veriyorum. Bu sabah saat 04.30’da kalkıp bilgisayarın başına geçtim. Okurlarımdan gelen birbirinden çarpıcı e-postalardan, başka bir yazıda sizlere söz edeceğim. Bu yazı dizisine başladıktan sonra anladım ki, yıllardır kanserle mücadele edenler için kemoterapi hayli sevimli bir yaratık; hayat kurtarıcı. Zaten adı da kemoterapi değil, Kemo! Dikkatinizi çekerim, Kemo’nun K’sı büyük. Tıpkı Mehmet’in kısaltılmışı Memo ya da Selahattin’in kısaltılmışı Selo gibi. Onları hayatta tutan, ömürlerini uzatan, bir süre sıkıntı verse de yaşam kalitelerini yükselten hep bu Kemo. Eh, öğrenmenin sonu yok tabii... Bu diziyi yazmasaydım, kemoterapiden sevgiyle söz edilebileceğini belki de hiç öğrenemeyecektim.

© 2019 MEDICA Tıp Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır